Ailenin geleceği için yol ayırımındayız!

Başlatan İsra, 05 Ocak 2010, 04:48:57

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

İsra

Günümüz toplumlarında en büyük sarsıntı ailede yaşanıyor. Batı’da aile çöktü, bitti. Bizde de can çekişiyor. Acil müdahale yapılıp, radikal tedbirler alınmazsa, her şeyi ile örnek aldığımız Avrupa’nın hâline düşeceğiz; evliliğin yerini birlikteliğin, fuhşun; çocuk sevgisinin yerini kedi-köpeğin aldığı, ailenin olmadığı bir toplum...

Peki, ne yapmamız gerekiyor? Bunun için önce hastalığı teşhis etmemiz gerekiyor. Aileyi bu hâle getiren; inançsızlık ve ahlâksızlık üzerine kurulan “Feminizm“ ve “Hümanizm” akımlarıdır. Önce bunun farkına varıp bundan kurtulmamız lazım. Bu mikrobu, bu zehri altın kupa içinde şekerle kaplanmış olarak sundukları için çoğumuzun bundan haberi yok; sözde eşitlik, adalet, hakkını arama adı altında kadınlarımıza sunulan fanteziler sinsi birer tuzak!

Aslında bizim onların sundukları sözde eşitliğe, adalete ihtiyacımız yok. Bizim dinimiz, örfümüz huzurlu aile için aile fertlerinin görev ve sorumluklarını bildirmiş. Bunlara uyan aileler asırlardır huzur içinde yaşamışlar. Bunu yeniden keşfedip aslımıza dönmemiz kafidir.

BÜYÜKANNE YÖNTEMİ

Aklın yolu birdir. Peşin hükümlü olmadan, art niyetsiz, doğruyu bulayım da nereden olursa olsun, düşüncesiyle hareket eden insaf sahibi kimseler, yabancılar bile deneme yanılma yolu ile de olsa sonunda doğruyu bulabiliyorlar. Çünkü İslamiyet ilaç gibidir. Kullanan kim olursa olsun faydasını görür.

Doğruyu, ailede huzuru arayanlardan biri de Amerikalı Laura Doyle’dur. “Huzurun Kaynağı Aile” kitabında, Laura’nın deneme-yanılma yolu ile çatırdayan evliliğini nasıl kurtardığı özetle şöyle anlatılıyor:

37 yaşındaki reklam yazarı Doyle, kendisinden on yaş büyük Internet tasarımcısı eşi John Doyle’un hikâyeleri evliliklerinin dördüncü yılında başlıyor. Bir şeylerin yolunda gitmediğini fark eden ve son çare olarak grup terapileri ile Amerikalıların buluşu, tipik “evliliği kurtarma” seminerleri arasında koşturup duran Laura, buradan da bir netice alamayınca, en sonunda “büyükannesinin yöntemini” denemeye karar verir. Aradığını bulur bu yöntemde. Mutlu bir evliliğe giden yolun, kocanın söylediği her şeye “evet” demekte gizli olduğunu keşfeder.

Bu büyük “buluş”tan itibaren, ilişkilerindeki her şey tam tersine dönüyor. Terapistlerin sürekli tekrarladığı “meseleleri konuşup tartışarak çözümleme”nin büyük bir yalan, ilişkide sözü geçer bir birey olarak ayakta kalmaya çalışmasının baştan kaybedilmiş bir savaş olduğunu görüyor.

Laura’nın yaşayarak bulduğu bu yeni metot, önce onun evliliğini kurtarıyor. Sonra da başka mutsuz kadınlara tutku ve aşk dolu evliliğin ipuçlarını vermeye adıyor kendisini. Hem de feminist çevrelerin bir nevi “kölelik” olarak yorumladığı yöntemini, ülkenin dört bir yanına seminerlerle yayarak.

Yayıncılar tepkilerden korkup kabul etmediği için kendi imkanları ile bastırıp elden ele dağıttığı “Kocasına Teslim Olan Eş: Erkeğinizle Yakınlık, Tutku ve Barış Sağlamaya Giden Pratik Yol” adlı kitabı, binlerce Amerikalı kadının “Evliliği Kurtarma Rehberi” artık...

KARAR VERME ZAMANI

Amerika’da birçok çiftin evliliğine “sihirli bir değnek” gibi dokunan kitabın elde ettiği başarı artık küçümsenemeyecek durumda. Şimdi kitap Avrupa yolunda. Kitabı kaleme aldığı günden bu yana, kocalarıyla istedikleri diyaloğu kuramayan binlerce Amerikalı kadının yuvasını kurtarıyor Laura bu kitap ve seminerlerle.

Bunlardan biri olan bayan Carole Fitzgerald, “Bu seminerler sonrasında farkına vardım ki aslında evliliğimdeki en büyük problem, benmişim. Olaylara başka bir açıdan bakmayı öğrendim. Kocamı olduğu gibi kabullenip ona her anlamda güvenmem gerektiğini kavradım. Bir zamanlar âşık olduğum bir adamı değiştirmeye çalışmamın ne kadar mantıksız, saçma olduğunu öğrendim. Artık huzurlu ve mutlu bir yuvaya kavuştum” diyor. Ancak, benim için “huzur” değil “eşitlik” önemli diyen kadınların tedavilerine cevap vermiyor bu metot! Bunun için huzur mu eşitlik mi acilen karar verme zamanı!

(Yarın, Laura’nın dilinden huzurlu aile olmanın esasları.)

mehmet oruç

günce

 kadın herşeye evet diyor tamam huzursuzluk çıkmıyor.diğer yandanda bildiğini mi okuyor acaba.ses çıkarmayan kadın yoktur bence.
İnmemeştir hele kuran   
bunu hakkıyla bilin 
ne mezarlıkta okunmak
ne de fal bakmak için.
            M.Akif Ersoy

İsra

Amerikalı reklam yazarı Laura Doyle’un “huzurlu” bir evlilik ile ilgili “deneme yanılma” metoduyla elde ettiği kitap ve seminerlerdeki tespitleri özetle şöyle:

“Eğer kocanıza söylediğiniz her şeyi yaptığı takdirde problemlerin biteceğine inanıyor, ya da o küçük bir erkek çocuğuymuşçasına anne tavrı takınıyorsanız eğitilmeniz gerekiyor. Çünkü bu seminerler sizin yeniden beraber gülebilmenizi; para konusunda tartışmaların son bulmasını; dahası yeniden kocanızla büyük bir aşk yaşamanızı sağlayacak!”

“Feministler korkmasın evde son sözü erkeğin söylemesi, erkeğin kölesi olmak anlamına gelmiyor. Feministlikte gaye kadının, menfaati, huzuru ise bunlar fazlasıyla sağlanıyor.”

“Hayatım boyunca kocam John’a hep ne yapması gerektiğini söyledim. Ama ben üsteledikçe, o kendisini geri çekti ve isteklerimin tam tersini yapmaya başladı...”

Onu çıldırtan da bu tepkisel tavır olmuş zaten. Şimdi ise çok mutlu; çünkü elbisesinden yemeğine kadar her şeyi artık John seçiyor. Ve sorumluluk duygusundan feragat ettiği gibi onu suçlamaktan da vazgeçerek iç huzuruna kavuşmuş Laura Doyle.

KORKMAYA GEREK YOK!


Laura Doyle’un en etkili kuralı “sen nasıl istersen...” Birçok kadın için telaffuz etmesi zor bir cümle. Ama tabii ki insanın kendini kocasına teslim etmesinin de kuralları var; en başta tüm alışkanlıklarınızdan ve tavırlarınızdan vazgeçmeniz gerekiyor. “Tek bir tarafın teslimiyeti ürkütücü gelebilir belki ama ödülün mutlu ve tutkulu bir evlilik olduğu düşünülürse hiç de korkmaya gerek yok, buna değer” diye anlatıyor Doyle.

Referans olarak “Rutgers Ulusal Evlilik Projesi” tarafından bir süre önce açıklanan bir araştırma sonucunu gösteriyor. Bu araştırmaya göre Amerika’daki evliliklerin yüzde 60’ı boşanmayla sonuçlanıyor. Geriye kalanın yarısını ise; mutsuz olmalarına rağmen evliliği yürütmeye çalışanlar oluşturuyor. Feminizmin aileyi getirdiği nokta bu.

O yüzden mutluluk hayalleriyle evlenen insanların bir arada kalabilmeleri ve bu beraberlikten huzur duyabilmek için fedakârlık şart. Bahsi geçen fedakârlıklar ise, Laura’ya göre aslında basit şeyler: “Kocanızın ne giyeceğinden nasıl konuşacağına kadar hiçbir şeyine müdahale etmeyin, onun her an peşinde koşturup duran annesi değil, arzuladığı kadını olun yeter!”

Öncelikle yapılması gereken bugüne kadar kadınların nasıl davranması gerektiği konusunda söylenen her şeyi unutmak. Tüm bu “yapılması gerekenler listesi” ne kadar garip gelse de, anlaşılması kolay ama uygulaması bir o kadar zor maddeler içeriyor.

DÜZELTMEYİ BIRAKIN!..

Eğer evde gerginlik, stres istemiyorsanız kesinlikle kocanızın hatalarını “düzeltmemeyi” öğrenmelisiniz. Her isteğine evet demelisiniz. Çünkü, her zaman ‘evet’ diyebilecek arzulu bir kadındır onun hayalini kurduğu.

Bir etkili kural da şu: Kocanızın hayatına müdahale etmeyin; fiziksel, finansal ve duygusal denetimi tamamen ona bırakın; düşüncelerine saygı gösterin; kendinizi ifade ederken ona baskı uygulamayın; ve size gösterdiği ilgiyi takdir edin, aldığı hediyeleri coşkuyla karşılayın...

Her kararı kocanıza bırakmak ise tüm hayat pratiklerini içinde barındıran bir kural aslında. Kendisini güçlü hissetmesi için para kontrolünün de tamamen kocaya devredilmesi gerekiyor ki her şeye hakim olduğunu hissedebilsin erkeğiniz. Böylece sizin de, başınız rahat olsun, gönlünüz ferah bulsun...”

Laura kitabında teslim olmanın sınırsız da olmadığını söylüyor: Uyuşturucu bağımlısı, şiddet yanlışı, güven hissi uyandırmayan ahlâksız erkeklerden uzak durmanızı tavsiye ediyor. “Bu tarz erkeklere ‘teslim olmak’ bir yana, onlardan uzak durun!” diye uyarıyor. Bu kitap sayesinde şimdi sadece huzurlu, sevgi dolu bir kocaya değil, bol paraya da sahip Laura Doyle.

Laura Doyle
Huzurun Kaynağı Aile kitabından


Mehmet Oruç