Haberler:


X adresimiz

Ana Menü

Veda Psikoljisi

Başlatan Tuğra, 15 Eylül 2008, 00:44:23

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Tuğra

[Veda Ramazani veya Elveda ey Sehr-i Ramazan]

Ramazan’a “merhaba”larla girmek varken, oun “elveda”larla karsilamak da ne demek oluyor, diyebilir çikip da birisi. Sonda söylenecek sözü basta söyleyeyim: Veda psikolojisiyle geçirilen bir Ramazan ayi, ihsan suuruna daha yakin, gaflete daha uzaktir; riza-i ilahiye daha yakin, nefis ve seytana daha uzaktir. Her an ölüm gelebilir beklentisi ile yasayan bir mü’min, özellikle Ramazan ayi gibi afv ü magfiret ayini hiçbir saniye ve salisesini zayi etmeksizin “bu, dünyadaki son firsatim olabilir” temkin ve teyakkuzuyla geçirmeye çalisir, zamanin karelerine doldurulmus feyiz ve gufrani bir sünger gibi emip tek damlasini dahi gözden çikarmaksizin ahiret adina depolamaya gayret eder.
Iste bir Ramazan ayi daha yaklasti geliyor, sayili günler kaldi. Saadet asrinda böyle bir Ramazan ayi yaklastigi zaman

Rasulullah Efendimiz s.a.v. bir defasinda söyle buyurmuslardir: “Nihayet Ramazan ayi gelip çatti. O, çok bereketli bir aydir. Allah Teala o ayda sizleri kusatir (size yönelir) ve hususi rahmetini indirir; hatalari afv, dualari kabul eder. Sizin (hayirda ve kullukta) yarismaniza bakar ve sizinle meleklere karsi iftihar eder. O halde kendinizdeki hayri Allah’a gösterin (bolca salih amel isleyip onun nazarina arz edin). Bedbaht kisi, böyle bir ayda dahi Allah’in rahmetinden mahrum olandir.” [Taberani, Tergib (Übade b. Samit’ten rivayetle].

Görüldügü üzere Ramazan ayi, sevap kazanma yarismasinin yapildigi uzun bir kosudan ibarettir. Sadece dereceye girenlere degil, yarismaya katilan herkese kadrince madalya takilir. Ramazan’in herbir gününün ne kadar kiymetli oldugunu su hadis-i serifin adesesiyle tahmin etmeye çalisabiliriz. Ebu Hureyre’den, Rasulullah (sas) söyle buyurmuslardir:

“Kim (dinen geçerli) hiçbir özrü olmadigi halde Ramazan’in bir gününü dahi (bilerek) oruçsuz geçirirse, Ramazan’in disinda ömrü boyunca oruç tutsa da onun yerini asla tutamaz.” [Ahmed b. Hanbel; Ebu Davud; Ibn Mace]. Bir günü bütün bir ömre bedel olan Ramazan ayi, evet Cebrail (as) bile “Ramazan’a yetistigi halde günahlari bagislanmayan kimse helak olsun!” diyerek lanet etmis, Rasul-i Ekrem Efendimiz de “Amin!” demistir [Hakim; Taberani].

O halde böylesine faziletli ve kiymetli bir ayi en mükemmel sekilde, bütün sa’y ü gayretimizi ortaya koyarak degerlendirmeli ve katiyen hiçbir parçasini zayi etmemeliyiz. Bunun için ise çok önemli bir dinamige ihtiyacimiz var, o da: Ölüm!.. Nasil yani? Söyle ki:

Rasulullah Efendimiz (sas): “Her namazi veda namazi olarak kilin!” buyuruyorlar. Birazdan ölecekmissin gibi, bu vakit dünyadaki son namazin imis gibi, bir daha kilamayacagin korkusu ve inanciyla ve adeta dünyaya, kulluga ve bütün ibadetlere elveda ediyormusçasina kilmak gerekiyor her bir namazi.

Bu veda psikolojisi bir duyustur, hissedistir, halet-i ruhiye ve kalbiyedir ama katiyen hayal degildir, zan degildir; belki hakikatin ta kendisidir. Kim bilir belki de bütün bir hayatin herbir anini böyle bir veda suuruyla geçirmeye ihtiyacimiz var ki -zaten isin dogrusu da odur- Efendimiz (sas) böyle buyurmuslardir.

Her an üzerimizden gelip geçen o an-i seyyalelere bir daha asla geri dönemiyoruz. Bir irmakta iki kere yikanilmiyor yani. Nitekim zaman irmagi da öyle. Bitti bitiyor, geçti geçiyor, geçen zaman bir daha katiyen yakalanamiyor düsüncesi eger kiside duyus ve hatta inanç seviyesine ve derinligine ulasirsa, böyle bir imanin sahibi olan kalp, insana ihlas mayali yiginla amel-i salih yaptiriyor.

Nasil ki hicret ve gurbeti bütün acilariyla ruhlarinda duyan garipler, ayriligin ne demek oldugunu esas onlar bilirler. Analarindan, atalarindan, yarlarindan ve vatanlarindan ayrililigin yasattigi mahrumiyetler birer zipkin gibi ta gönüllerine saplanir, bir ocak gibi sürekli yanar ve yakar, bir yara gibi daima kanar ve onlara en samimi duygularla nice dualar ettirir, dilekler tutturur, isler yaptirir.

Aynen öyle de dünyadaki kullugundan, hak yolunda yaptigi hizmetlerden, hizmetteki dost ve arkadaslarindan ayriligin diger bir adi olan ölüm/fena düsüncesi ve gerçegi, imanli yüreklerin yakînini artirir, takva ve mehafetini özlestirir, masiva ile kalbî bagliligi terkederek varligini bütünüyle Allah’a armagan ettirir.

Veda psikolojisi bize hayatin degerini duyurur, yapilmasi gerekenlerin ciddiyetini farkettirir, yapilmayanlarin da ah ü figanini hissettirir. Iste hadis-i serifte tavsiye edilen veda namazi halet-i ruhiyesi Ramazan ayi için de geçerlidir. Veda ramazani, ayrilik zamani. Bu Ramazan ömrümüzün son ramazani olabilir. Bir daha oruç tutamayabilir, iftar yapamayabilir, sahura kalmayabiliriz.

Her ramazan ayini son ramazanimiz olabilecegi gerçegiyle dünyaya veda ayi seklinde degerlendirmeliyiz, dünyaya vedadan daha önemlisi, sevap islmeye, ecr ü mükafat kazanmaya, afv ü mafirete ulasmaya veda. Her geceyi kadir, her geleni Hizir bilmek denir buna. “el-Furasu temürrü merra's-sehâb.

Firsatlar bulutlar gibi gelir geçerler." demisler, ne kadar dogru! Yani firsatlar, bizim irademiz disinda kader-i ilahi tarafindan üzerlerimize gönderilirler; o rahmet saganagindan yararlandik yararlandik, aksi takdirde o firsat bulutlarini durdurmaya veya geri getirmeye gücümüz yetmez. Hani “ân”i yasama ve degerlendirme felsefesi var ya, iste onun dinî versiyonu...

Malum: Bu hayat, insanoglunun eline bir kez verilmistir. Bir saniye, bir kere yasanilir, bir daha da tekrari mümkün olmaz. Bu ramazan da öyle, bu ömür de öyle. Elimize bir ok vermisler, hayat oku. Hedefi 12'den vurduk vurduk; vuramadik ikinci veya üçüncü atimi yok bu isin. Kaset biter, basa sarilir, yeniden dinlenebilir.

Bu hayat kaseti bitince basa sarilmiyor. Güreste yenilen taraf doymaz derler. Azrail ile güreste hep insanlar yenilmistir ve hiç doymamislardir. Ölümün "saymam bunu"su yoktur zira. Azrail gelir, randevu almadan gelir. Kapiyi tiklamadan içeri girer, emaneti alir ve gider.

Sair ne hikmetli söyler:

Yâ men bi dünyâhu istegal / Kad garrahû tûlu’l-emel
Eve lem yezel fî gafletin / Hattâ denâ minhü’l-ecel
El-mevtü ye’tî bagteten / Ve’l-kabru sandûku’l-amel
Isbir alâ ehvâihâ / Lâ mevte illâ bi’l-ecel.

Çevirisi

“Ey kendi dünyasiyla mesgul olan kisi!
Tûl-i emel bogdu senin gibilerini
Öyle gaflet içinde yüzüp gider idi
Ki eceli ona gizlice yaklasiverdi

Ölüm zaten (sok gibi) apansizin gelir
Tipki bir amel sandigidir kabir
Kabrin korkularina göster sabir
Zira tek ecel var, baska ölüm yok!”

Niyaz-i Misrî ne güzel anlatir dünya hayatinda insanlarin nasil gafilane yasadiklarini, yasayip da bir anda ölümle basbasa kalinca nasil perisan ve pesiman olduklarini:

Günde bir tasi bina-yi ömrümün düstü yere /
Can atar gafil, binasi oldu viran bîhaber
Dil bekasi, Hak fenasi istedi mülk ü tenim /
Bir devasiz derde düstüm, âh ki Lokman bîhaber
Bir ticaret yapamadim, nakd-i ömrüm oldu heba /
Yola geldim lakin göçmüs cümle kervan bîhaber
Aglayip nâlân edip düstüm yola tenhâ garip /
Dîde giryân, sine biryân, akil hayrân bîhaber.

Sahsî kiyametimiz kopmadan ve is isten geçmeden, aymaliyiz; hakikatten bîhaber olma gafletinden kurtulmaliyiz. Yani biz kimiz, niçin yaratildik ve nereye dogru gidiyoruz? Bizi yaratan Allah bizden ne istiyor? Bu sorularin cevaplarina göre suurlu bir hayat yasamak çagimiz çoktan gelmistir. Bu hayati bad-i heva, yani nefsimizin bos istekleri dogrultusunda harcamak lüksüne sahip degiliz; hem bu bir lüks degildir, belki intiharin ta kendisidir... “Seni Allah’tan alikoyan hersey dünyadir.” hakikatine uyanmali ve bu suurla su son Ramazan’imizi masivayi aradan kaldirarak Allah’a dogru kanat açip pervaz ederek geçirmeliyiz.

Hasil-i kelam: Alinyazimizi bilmiyoruz, ecelimizin gelis tarihinden haberimiz yok ama, her an herkesin Azrail’in (A.S.) elini tutarak ölüm kapisindan ahiret yurduna geçmeye aday oldugu su sonlu dünyada biz Mü’minlere düsen, her namazi veda namazi olarak kilmak, her Ramazan’i son ramazanimiz olabilir mülahazasiyla geçirmektir.

Ömrün degerini bilen, Ramazan’in degerini esas o bilir. Hz.Allah ömrümüzü hayirli eylesin, kisa da olsa, uzun da olsa. Rizasina nail olarak Cennet’te ebedi hayata nail kilsin insAllah... Ne diyeyim: Iste bir Ramazan ayi daha geldi çatti... Merhaba ey sehr-i Ramazan... Elveda ey sehr-i Ramazan... Herkese, büyüklerime, küçüklerime elveda... Zamana, mekana ve mekîne elveda... Kisacasi: Elveda dünya, merhaba ukba!..

MUSA HUB
〰〰〰〰🐠

ihvan

teşekkürler.............